Sinemaya olan tutkumu yaklaşık 1
yıl önce açtığım blog ile kaleme dökmeye başlamıştım. O sıralar hazırlık
okuduğum için, yazmaya ve sinemaya ayırabileceğim bolca zamanım vardı, Fakat devamında kendi bölümüme geçmem ve daha kaliteli yazılar yazmak istemem nedeniyle
yazılarıma yaklaşık 10 aylık bir ara verdim. Bu yazıyla birlikte haftada 1 filmin ayrıntılı incelemesini ve film eleştirisini yazacağım.
Bu gece Oscarlar sahiplerini
buluyor.. Yıl olarak sinema bazında verimsiz geçen 2015 yılından sonra çok
kaliteli yapımların olduğu bir yıl geçirdik. Oscara aday olmayıp en az olanlar kadar kaliteli de bir çok film vardı.
Bu yazıda benle birlikte bir çok
sinemasevere göre yılın en iddialı filmi olan La La Land eleştirisi olacak.
Diğer filmleri önümüzde ki haftalarda mercek altına alacağım. İyi eğlenceler.
La La Land
La La Land
'' Birbirimize sürekli koşup durmamız çok garip, belki bir anlamı vardır.''
Yönetmen: Damien Chazelle
Yazar : Damien Chazelle
Oyuncular : Ryan Gosling, Emma Stone
Son 2 aya kadar herkes ben dahil
Oscarlara damga vuracak olan filmin Arrival olacağını söylerken yılın en iddialı
ve en büyüleyici filminin yılın sonunda gelmesi büyük bir sürpriz oldu.
Film, umutsuz anlarında yolları kesişen Mia ve Sebastianın hikayesini anlatıyor. İkisi de hayallerinin peşinden
koşan ve onları gerçeğe dönüştürmek için hayatlarından vazgeçen 2 genç insan.
Mia, hayalini kurduğu oyunculuğun merkezinde yıldız isimlerin müşteri olduğu
kafede sıradan bir çalışandır. Sebastian ise girdiği her işte müzik sevgisi ve
geleneksel jazz'a tutkusu olan bir karakterdir. Tutkusu nedeniyle hiçbir işinde tutunamamakta ve gelecekte kendi kulübünde
bu müziğin ziyafetini verme hayallerine kapılmış durumdadır . Fakat iki karakterinde bu
hayallerini gerçeğe dönüştürebilmesi için paraya ve şansa ihtiyaçları vardır. Bunu
karşılamak için ise birbirlerinin sevgilerine ve hayallerine borçlanırlar.
Filmin bu kadar sükse getirmesinin
ve beğenilmesinin en büyük sebebi bana kalırsa karakterlerin samimiliği ve
izleyenlerin bu samimiyete inanmasıydı. Bunda tabi ki de en büyük pay sahibi yönetmenlik kariyerinin başında olan fakat yaptığı 2 harikulade film ile
geleceğinin ne kadar da parlak olacağını hissettiren dahi yönetmen Damien
Chazelle’dir. Yönetmenin kendine has uzun soluklu sahneleri, müzikalle
bütünleşince ortaya izlemeye doyamadığımız çok güzel sahneler meydana getirmiş. Özellikle filmin açılış sahnesi izlemeye doyamayacağımız bir görsellik
sunuyor. Filmin şiirsel anlatımı, eşsiz müzikleri, renklerin çok güzel
kullanılması, bazı yerlerde olağandışılık ile seyircileri heyecanlandıran rötuşlar
mükemmele yakın bir şekilde kurgulanmış. Film sırasında bir ara filmden
kopup kendi hayatınızı, geleceğinizi, geçmişinizi, aşklarınızı, üzüntülerinizi,
mutluluklarınızı düşünüyorsunuz ve sizi filme tekrar çeviren ise bazı sahnelerde
yüzünüzde kaliteli ve samimi tebessümlere, bazı yerlerde ise içten kısık bir
kahkahaya sebep olan diyaloglarıdr.
Ryan Gosling ve Emma Stone bu film
ile 3. kez bir araya geldiler ve bence en başarılı ürünlerini de bu film ile ortaya
koydular. Benim de çok beğendiğim iki oyuncu filmde tek kelime ile muazzam
oynamışlar. İkilinin uyumu, gerek dans sahnelerinde gerekse filmin genelinde çok
üst düzeyde. Böylesine romantik filmlerde belki de en önemli kriter başrolde ki iki oyuncunun birbirleri ile olan uyumudur. Bu filmde bu uyumu çok üst düzeyde
görüyoruz. Öyle ki, her ikisi de Oscar'a aday gösterildi ve Emma Stone mutlu sona ulaştı. Emma Stone’u acemi bir oyuncu rolünü yaparken gördüğümüz
sahnelerde o çaylaklığı ve toyluğu seyircilere çok güzel nakletmiş.
Senenin en iyi filminin tartışmasız
La La Land olduğunu düşünüyordum. Olaylı geçen Oscar gecesinde yapımın büyük bir haksızlığa uğradığı kanaatindeyim. Sinema
tarihinde 14 dalda birden aday gösterilen çok az film vardır. Eğer hala bu filmi izlemediyseniz mutlaka izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
Filmagnet : 8.5 / 10 İmdb : 8.5
/ 10

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder