The Platform'2019
‘Değişim
asla spontane değildir.’
Yönetmen:
Galder Gaztelu-Urrutia
Senaryo: David Desola, Pedro Rivero
Oyuncular: Ivan Massagué, Zorion Eguilor, Antonia San Juan
Karantina günleri bize biraz kendimizle zaman geçirmeyi öğretti galiba. ‘Kendinizi
kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık saymayacak şekilde yetiştirin.’ demiş Tarkovsky.
Nedenini daha iyi anlıyoruz sanırım bu süreçte. Bu sürecin bir başka test
ettiği olgu da belli ki bireylerin topluluk olarak hareket edip edemeyeceği. Filmde
biraz onun izlenimlerini görüyoruz. Ortasında delik bulunan dikine bir hapishanede
her gün yemekler en üst kattan bir platform vasıtasıyla aşağı kadar iniyor. Platform
her katta mahkumların karınlarını doyurması için bir kaç dakika duruyor.
Bununla birlikte her ay mahkumların katları tamamen rastgele bir şekilde
değişiyor. Tabii bir daha ki ay aç kalma ihtimalleri olduğu için en üst katta
bulunan mahkumlar ihtiyaçlarından çok daha fazlasını tüketiyor ve bu durum
aşağı katlara yemek ulaşamadığı ve mahkumların sonunda birbirlerini yediği bir
sürece dönüşüyor.
Filmin ana teması bireyselliğin topluluk haline gelememesi ve sonucunda ortaya
çıkan sert gerçekçi durumlar. Film insanın doğasına inip hayatta kalma
içgüdüsüne referans verip günümüz dünyasını eleştiriyor. Ama zaten bildiğimiz
şeyleri söylemekten ileri gidemiyor. Sınıf farklılıkları, kapitalizme sert
eleştiri, hiyerarşik düzene karşı tutum gibi söylemleri tekrar ediyor. Ama
bütün bu kistch söylemlerin tersine filmin teknik bakımdan çok nitelikli
olduğunu düşünüyorum. Harika bir atmosferi var. Mekan kurgusu, platform konsepti
çok yerinde ve iyi kurgulanmış. Oyunculuklar iyi.
Biraz daha film içerisine girmek gerekirse genel söylemlerin dışında güzel niş noktaların varlığı ve işlenmesi benim hoşuma gitti. Mekanın bir
gökdeleni anımsatması ve zemin katının değil en üst katın 1. kat olarak
düşünülmesi hiyerarşiyi güzel bir şekilde göstermiş. Bununla birlikte deliğin
sonunda kaçıncı kat olduğunun kimse tarafından bilinememesi, toplumun en düşük
gelir sınıfının ne kadar kötü durumda olduğunun asla bilinemeyeceği gibi ya da alt
katlardaki mahkumların birbirlerini yemelerinin yanı sıra üst katlarda ise
bolluktan ve tasalanacak herhangi bir durumun olmamasından mahkumların intihar
etmeleri gibi alt metinlerin var olması; filmin hazırlanışının oldukça
düşünülmüş olduğunu gösteriyor. Bu durum filmin bendeki puanının vasatın üstü olmasını
sağladı. Bununla birlikte bir sanat filmi olmasına rağmen ritminin yavaş
olmaması, seyircinin filmin devamını merak etmesini sağlaması oldukça olumlu
bir durum. Fakat insan doğasına inip orada sadece açlığı kullanmak bana biraz
tek düze geldi. Bu bağlamda cinselliğin kullanılması ve hiyerarşik düzende
bunun etkilerinin ele alınması filmi daha zengin ve gerçeğe daha yakın hale
getirebilirmiş. Son sahnelerde mesaj olarak tatlı tabağının değilde çocuğun
kendisinin mesaj olarak düşünülmesi fazlasıyla tahmin edilebilirdi. Her filmde
öyledir çocuk; umuttur, gelecektir. Bir sanat filminde bu metaforun
değiştirilerek veya bozularak kullanılmasını daha çok tercih ederdim. Sonu ise
bir çok sanat filmi gibi açık bırakılmış. Filmin başında ki aşçı başının
muhtemel tanrıya, baş karakterin bir tür mesihe benzetilmesi ve incile
yapılan göndermeler izleyicinin ilgisini canlı tutuyor. Özet olarak, iyi çekilmiş,
izlemesi eğlenceli ve sürükleyici ama arka plan bakımından sıradanlıktan
kaçamamış bir sanat filmi olduğunu düşünüyorum. -7/10-


