29 Mart 2020 Pazar


The Platform'2019  ‘Değişim asla spontane değildir.’

Yönetmen: Galder Gaztelu-Urrutia
Senaryo: David Desola, Pedro Rivero
Oyuncular: Ivan Massagué, Zorion Eguilor, Antonia San Juan


Karantina günleri bize biraz kendimizle zaman geçirmeyi öğretti galiba. ‘Kendinizi kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık saymayacak şekilde yetiştirin.’ demiş Tarkovsky. Nedenini daha iyi anlıyoruz sanırım bu süreçte. Bu sürecin bir başka test ettiği olgu da belli ki bireylerin topluluk olarak hareket edip edemeyeceği. Filmde biraz onun izlenimlerini görüyoruz. Ortasında delik bulunan dikine bir hapishanede her gün yemekler en üst kattan bir platform vasıtasıyla aşağı kadar iniyor. Platform her katta mahkumların karınlarını doyurması için bir kaç dakika duruyor. Bununla birlikte her ay mahkumların katları tamamen rastgele bir şekilde değişiyor. Tabii bir daha ki ay aç kalma ihtimalleri olduğu için en üst katta bulunan mahkumlar ihtiyaçlarından çok daha fazlasını tüketiyor ve bu durum aşağı katlara yemek ulaşamadığı ve mahkumların sonunda birbirlerini yediği bir sürece dönüşüyor.


Filmin ana teması bireyselliğin topluluk haline gelememesi ve sonucunda ortaya çıkan sert gerçekçi durumlar. Film insanın doğasına inip hayatta kalma içgüdüsüne referans verip günümüz dünyasını eleştiriyor. Ama zaten bildiğimiz şeyleri söylemekten ileri gidemiyor. Sınıf farklılıkları, kapitalizme sert eleştiri, hiyerarşik düzene karşı tutum gibi söylemleri tekrar ediyor. Ama bütün bu kistch söylemlerin tersine filmin teknik bakımdan çok nitelikli olduğunu düşünüyorum. Harika bir atmosferi var. Mekan kurgusu, platform konsepti çok yerinde ve iyi kurgulanmış. Oyunculuklar iyi.


Biraz daha film içerisine girmek gerekirse genel söylemlerin dışında güzel niş noktaların varlığı ve işlenmesi benim hoşuma gitti. Mekanın bir gökdeleni anımsatması ve zemin katının değil en üst katın 1. kat olarak düşünülmesi hiyerarşiyi güzel bir şekilde göstermiş. Bununla birlikte deliğin sonunda kaçıncı kat olduğunun kimse tarafından bilinememesi, toplumun en düşük gelir sınıfının ne kadar kötü durumda olduğunun asla bilinemeyeceği gibi ya da alt katlardaki mahkumların birbirlerini yemelerinin yanı sıra üst katlarda ise bolluktan ve tasalanacak herhangi bir durumun olmamasından mahkumların intihar etmeleri gibi alt metinlerin var olması; filmin hazırlanışının oldukça düşünülmüş olduğunu gösteriyor. Bu durum filmin bendeki puanının vasatın üstü olmasını sağladı. Bununla birlikte bir sanat filmi olmasına rağmen ritminin yavaş olmaması, seyircinin filmin devamını merak etmesini sağlaması oldukça olumlu bir durum. Fakat insan doğasına inip orada sadece açlığı kullanmak bana biraz tek düze geldi. Bu bağlamda cinselliğin kullanılması ve hiyerarşik düzende bunun etkilerinin ele alınması filmi daha zengin ve gerçeğe daha yakın hale getirebilirmiş. Son sahnelerde mesaj olarak tatlı tabağının değilde çocuğun kendisinin mesaj olarak düşünülmesi fazlasıyla tahmin edilebilirdi. Her filmde öyledir çocuk; umuttur, gelecektir. Bir sanat filminde bu metaforun değiştirilerek veya bozularak kullanılmasını daha çok tercih ederdim. Sonu ise bir çok sanat filmi gibi açık bırakılmış. Filmin başında ki aşçı başının muhtemel tanrıya, baş karakterin bir tür mesihe benzetilmesi ve incile yapılan göndermeler izleyicinin ilgisini canlı tutuyor. Özet olarak, iyi çekilmiş, izlemesi eğlenceli ve sürükleyici ama arka plan bakımından sıradanlıktan kaçamamış bir sanat filmi olduğunu düşünüyorum. -7/10-




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder